6 Nisan 2012 Cuma

BELÇİKA



BELÇİKA

Belçika deyince aklımıza açıkçası çok bir şey gelmez; belki benelüks ülkelerinden biri olduğu, Futbol Milli Takımımızla devamlı karşılaşmaları ve belki midenize benim gibi düşkünseniz waffle gelir. Daha detaylı bilgi için ; http://tr.wikipedia.org/wiki/Bel%C3%A7ika




Brüksel(4 yıldız)

Belçika’da çok sevdiğim bir arkadaşımın özel bir isteği üzerine sadece Brüksel kentine gidebildim. Ancak şimdi düşündükçe keşke Brugge kentine de gitseydim diyorum. Çok yakındı ve ben zaman kaybetmemek için gitmedim. Bu pişmanlığımı kenara bırakıp kısaca gözlemlerimi anlatayım;

Brüksel, tam bir organizasyon şehri! 1 gün kaldım ama toplamda 5 tane değişik organizasyona katıldım. Bunun yanında ben gitmek üzere tren garına giderken, bisiklet ve kaykay-paten yarışlarının ve gösterilerinin hazırlıkları yapılıyordu. Bu kadar organizasyon olmasını bir şeye bağladım açıkçası, insanlar ya dışarı çıkmıyorlar ya da çok insan yok, bu yüzden insanların dışarı çıkmasını sağlamak için böyle şeyler yapıyorlar :D Bir video ekleyeceğim ilerleyen bölümlerde, o video da göreceksiniz ki video boyunca neredeyse insan yok, ama saat öğlen 4 :D 

O organizasyonlar bizde yapılsa ana-baba günü olur kalabalıktan sıkılırsınız. Ancak orda oldukça tenha ortamlar olması ilk başta hoş gelse de 1 gün olsa bile günün sonunda sıkıntı vermeye başladı bana.

Ve gelelim bu kadar yüksek puan almasının sebebine. Müzik! Evet, bu şehirde köşe başı sokak müzisyenlerine rastlayabilirsiniz. 1 günlük gezim boyunca şimdi videolardan kontrol ettim, toplamda 15 tane farklı türde müzik grubu veya müzisyene şahit olmuşum. Metro beklerken, trenle şehre gelirken ve çıkarken, yemek yerlerinde, sokakta yürürken(müzisyenler sayesinde) devamlı arkadan bir müzik çalıyor. Bu da benim için Interrail seyahatimde bu şehri özel bir yere koyuyor. Kesinlikle çok başka ve çok güzel bir havası var Brükselin.

Dikkat Çekenler: Yemeği güzeldir. Organizasyonu eksik olmaz. İnsanlar hava kararmadan pek sokağa çıkmaz. Her yerde ama her yerde müzik vardır. Geniş, boş alan ve bunun yanında park, yeşil alan oldukça fazladır. Şehir planlaması müthiştir. İnsanı hafif soğuk olsa da sosyaldir. Waffle !!!!


5 Nisan 2012 Perşembe

İSPANYA


İSPANYA-KATALONYA

İspanya diyince akıllara ilk; futbol takımları, boğa güreşleri, tapas ve çeşitli dansları gelir.Daha detaylı bilgi için ;  http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0spanya     ve  http://tr.wikipedia.org/wiki/Katalonya
İspanya’da ne yazık ki sadece Katalonya özerk bölgesinin başkentine yani Barcelona’ya gidebildim. Bu yüzden direk puanını yazıyorum, 4 yıldız.



Barcelona’ya bir Real Madrid taraftarı olarak bir uyuzluğum olsa da yinede gitmeden önce araştırdığım kadarıyla bir turist için içinde her şeyi barındıran bir şehir izlenimi vermişti. Gerçektende gittiğimde bunun doğru olduğunu anladım. Müzeyse müze, bina ise bina, kilise ise en babası, parksa belki de en enteresanı, sahilse türlü türlüsü, eğlence desen zaten İbiza’ya yakın olmasının etkisiyle herhalde Avrupa’nın diğer ülkelerine oranla oldukça çeşitli. Bir de hayatımda yediğim en güzel McDonald’s hamburgeri: 1955 !!!!

Gelelim Barcelona’nın benim için hatırlanır olmasına. Bu şehirde sabah ne kadar gezilesi hiç zaman kaybedilmemesi gereken bir yerse, gece de bir o kadar fazla dolaşılmaması gereken bir yer, özellikle turistin az olduğu mekânlarda.  Gece birazcık taksimin arka sokaklarına benziyor, la rambla’nın arka sokakları. La rambla demişken şunu söylemeliyim tabii ki de Avrupa’nın her yerini gezmedim ancak başka şehirlere giden arkadaşlardan da duyduğum kadarıyla Avrupa’da İstiklal Caddesi gibi bir cadde daha yok sanırım.

Son olarak daha sonra ayrıntılı yazacağım ama “siesta” ne saçma şey yau. Karnı tok bunların sanırım, biz olsak turist ne zaman gelse yine de açık tutarız dükkânı 2-3 müşteri için, bunlarda tam tersi.

Bu bölümde İspanya’da(Katalunya’da) gittiğim tek şehir olan Barcelona’yı yüzeysel olarak sizi sıkmamaya çalışarak tanıtmaya çalıştım. Bundan sonraki bölümlerde bu şehrin ayrıntılarını, görülmesi gereken yerleri, yemek yenecek yerleri; fotoğraf ve videolarla tanıtmaya çalışacağım.

Dikkat Çekenler: Siyahi erkek arkadaşlara bulaşma!!! Kız ise ne istiyorsa ver!! Her zaman daha ucuzunu bulabileceğin mantığıyla sakın ilk gördüğün yerden bir şey alma! Tapas şahanedir. Ancak bir ana yemek değil aperatiftir, her çeşidinden alıp karnını doyurursan tepki çekersin :D  Sahili güzeldir. Metrosu gelişmiştir. İnsanı tip olarak bize benzer. Son olarak Gaudi şahanedir.

4 Nisan 2012 Çarşamba

FRANSA


FRANSA
Fransa diyince herkesin aklına “ilk” Eiffel kulesi, şarap, futbol ve “macaron” gelir sanırım. Detaylı bilgi için;  http://tr.wikipedia.org/wiki/Fransa 



Sırasıyla gittiğim şehirleri detaylarıyla yazacağım. Ama yine öncelikle gittiğim şehirleri ve beğeni oranımı yazmak istiyorum;

Cerbere(4 yıldız)
Nice (3 yıldız)
Paris(3 yıldız)

Çocukluğumda, bir aile dostumuz bize Paris’e sık sık gittiğini ve Dünya üzerinde daha yaşanılası bir şehir daha olmadığını anlatır dururdu. Bende o zamandan beridir bir merak, bir gitme isteği vardır. Büyük heyecan ve beklenti ile gittim Paris’e açıkçası. Ama çok da beklentilerim karşılandı diyemem. Bunun sebebi sanırım Roma ve Floransa’dan sonra biraz sönük kalmasıydı. Her şehrin kendine göre bir güzelliği vardır elbet ama ben Paris’inkini pek göremedim sanırım. Şehirde beni en çok etkileyen yapı tabii ki de Eiffel kulesi oldu. Görünüşü insana güven veriyor ve çıkıldığındaki manzarası da cabası. Bir diğer etkileyen yapı ise Louvre Müzesi. Bu kadar kapsamlı bir müze nasıl olur diye hala şoktayım. Ancak şunu demeden geçemeyeceğim, önüne sonradan yapılan camdan piramit o güzelim tarihi yapının tam anlamıyla içine etmiş. Bunun yanında, önceden giden arkadaşların hayranlıkla anlattığı ancak benim gidemediğim 2 yer var. Versailles Sarayı ve Disneyland. Birine zaman olmadığından birine de para olmadığından gidemedim ama bir dahakine kesinlikle ne olursa olsun gideceğim. Ve son olarak Paris Metrosu!!!! Nasıl bir gelişmişliktir bu metro ağı hala şoktayım. Biz daha o standartlarda 1 tane metro hattına sahipken adamların tam olarak 16 tane metro hattı var ve neredeyse gitmediği yer kalmıyor.

Nice. Fransızcada da aynı anlama geliyor mu bilmiyorum ama İngilizce’deki anlamına çok yakışır bir şehir. Bunun yanında Türkçe’de sesçe benzer olan “mis” kelimesini de üzerinde çok güzel taşıyor. Seyahatim boyunca gördüğüm en temiz şehir diyebilirim. Çok fazla gezme şansım olmadı gerçi ama sahili ve denizi süper. Bunun yanında gece hayatı; sahil boyunca sıralanan çeşitli gece kulüpleri ve barlar sayesinde eminim çok iyidir. Ancak bunun getirdiği bir özellik mi yoksa o çevrede bulunan bir özellik mi bilmiyorum ama şehirde 3 saat geçirmemize rağmen bize bulan dolandırıcı oranı oldukça yüksek bir şehir.

Ve son olarak Cerbere. Birçoğunuz google ile arayıp bulma durumunda hissedeceksiniz yazımı okuduktan sonra ama aratmakla yetinmeyip gidilesi bir yer. Aslında daha çok emeklilik sonrası yaşanılacak bir yer ama görülse de bir şey kaybedilmez. Bu şehre trenimiz aktarma yapacak olduğu için uğradık. İlk istasyonun görünüşü dökük saçık, leş gibi olunca, biz ”eyvah nereye geldik yau” dedik. Ancak daha sonra, daha trenimizin gelmesine var, yürüyelim gezelim dedik. Sırtımızda çanta, bir üst geçitten geçip 2-3 evden sıyrıldıktan sonra yüksek bir yerin yanındaki yola geldik. Biraz yürüyüp yolun kenarından aşağıya baktığımızda uzun zamandır gördüğümüz en büyüleyici görüntüyü gördük. Bir şehir bu kadar mı sakin, şirin ve büyüleyici olur. El ele, pıtı pıtı yürüyen yaşlılar, renkli renkli 2 katlı evler, süper bir deniz manzarası ve güzel, küçük bir liman kenti. Şehirde gördüğümüz kadarıyla gezilecek bir müze, yapı ya da eski bir kilise falan yok ama sanırım buna da ihtiyacı yok. Emeklilik sonrası beni kabul ederlerse net orda sokakta bile olsa yaşarım. O derece güzel hayaller kurulabilecek bir yer.

Bu bölümde Fransa’da gittiğim şehirleri yüzeysel olarak sizi sıkmamaya çalışarak tanıtmaya çalıştım. Bundan sonraki bölümlerde her şehri, görülmesi gereken yerleri, yemek yenecek yerleri; fotoğraf ve videolarla tanıtmaya çalışacağım.

Dikkat Çekenler: Paris metrosu aşmıştır. Şarap İtalya’dakinden aynı markalar ve seneler olmasına rağmen daha pahalıdır. Aslında genel olarak her şey daha pahalıdır. Müze olayını çok güzel analiz edip, turisti nasıl çekeriz ve parasını alırız hesabı çok güzel yapılmıştır. Tabii bunun yanında sanata verdikleri değer su götürmez derecede muazzamdır. Bana mı öyle geldi bilmiyorum ama beyaz tenli insandan çok siyahi insan çoğunlukta gibi. Paris metrosuna bir nevi tuvalet muamelesi yapılıyor =) Bir de değinmeden geçemeyeceğim, kızlardaki o koltuk altındaki çokça tüy olayı nedir yau!!!

29 Mart 2012 Perşembe

İTALYA

Uzun süredir süren koşuşturmalarım sebebiyle uzak kaldım yazı işlerinden ve bu yüzden bugün ayrı bir motivasyon içinde yazıyorum. Öncelikle kısa bir teşekkür etmek istiyorum. Blogdaki soruları, ilgileri ve yorumlarıyla zenginlik katan herkese teşekkür ediyorum bunun yanında facebook hesabından her türlü sorularınızı sormaya devam etmenizi diliyorum ve yazıma başlıyorum.

 Artık gidiş evresini tamamladığımıza göre geriye sadece nasıl en verimli gezerim sorusu kalıyor. Bunun çözümü gitmeden ayrıntılı bir araştırma olacaktır. Ben bu araştırmayı yapmaya üşenen :) ve araştırıp da hala acaba daha fazla nasıl bilgi edinebilirim diyenler için yazıyorum.

 Seyahate çıkmanıza yaklaşık olarak 2-3 ay kaldı ve şimdi tam zamanı araştırmaya başlamaya. Ben bu yazılarımı gezdiğim sırayla ve gözlemlerime dayanarak yazacağım, bu yüzden önceden gitmiş arkadaşlar “hadi oradan orası süperdi” , “ya bırak kardeşim berbat bir yer orası amma abarttın” tarzı yorumlar lütfen yapmasınlar, unutmayalım ki gidilen şehirlerden alınan keyifler ve hoşnutsuzluklar tamamen sizin kişiliğiniz ile alakalı. Bu yüzden yazarken olabildiğim kadar objektif olmaya çalışacağım. Hadi bakalım rastgele…

İTALYA

 Yaşamak istediğim bu ülke ile ilgili genel bilgiyi burada uzun uzun anlatmak yerine size direk link veriyorum sıkılmayın diye :)

http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0talya

 Hepimiz İtalya’ya; gerek futbolu, gerek yemekleri, gerekse insanının güzelliği =) yüzünden oldukça sıcak bakmışızdır. Ancak bana kalırsa her şeyin başında bize her yönden benzerlikleri ve sıcaklıkları ile sevilecek bir memleket. Zaten kuzey ülkelere gidildikçe bu daha iyi sezilebiliyor. Sırasıyla gittiğim şehirleri detaylarıyla yazacağım. Ama öncelikle gittiğim şehirleri ve beğeni oranımı yazmak istiyorum.

Roma (5 yıldız)
Floransa (4 yıldız)
Venedik (3 yıldız)
Napoli (0 yıldız)

 Bu şehirlerin yanında Milano da yaklaşık 1 dk kadar garında bulundum :)

 İtalyanca hocam ben gitmeden önce bana İtalya kuzeyden güneye fakirleşir ve mütevazıleşir demişti. Buna gittikten sonra kesinlikle karar kıldım. Zaten Amsterdam’da tanıştığım Milanolu adını hatırlayamadığım arkadaş da bana aynı şeyi kendisi kuzeyli olmasına rağmen itiraf etmişti.

 Bunun yanında çift iseniz bu şehirlerden Venedik’e 4,5 yıldız verilebilir. Çünkü oranın enerjisi kesinlikle tek olanlar için uygun değil :) Sadece sıkkınlık ve “bumuymuş be abartılan Venedik” demenize sebep oluyor. Tabii ki bu verdiğim 3 yıldızın sebebi, şehrin çok etkileyici bir şekilde suyun üzerinde kurulu olması ve açıkçası çok keyif aldığım San Marco Meydanıdır.

 Roma, eğer ki mimariyle veya tarihle ilgileniyorsanız anlatmama gerek yok zaten direk yaşamak isteyeceğiniz şehir olma yolunda zirveye oturacaktır. Ancak daha çok gece hayatı, çılgınlık arayan biriyseniz kesinlikle 3 ten fazla yıldız vermezsiniz, çünkü bunlar yok denecek kadar az. Ama ne olursa olsun şehrin görkemi sizi etkilemeye yetiyor. Şöyle bir ortam düşünün; hostelden çıkıp köşeyi döndüğünüzde çok eski bir bina görüyorsunuz (ama çürümemiş, iyi bakılmış), biraz daha yürüyünce görkemli bir çeşme ve üzerinde Roma dizileri veya filmlerinde gördüğümüz S.P.Q.R. yazısı, yolun karşısına geçince kocaman bir yapı, o da ne en az 1500 senelik bir bazilika, iki adım daha atıyorsunuz ve gözden kaçırmanın imkânsız olduğu Il Colosseo ve daha niceleri… Böyle bir ortamda mutsuz olmak neredeyse imkânsız.

 Gelelim Floransa’ya… Kesinlikle eğer Roma ve Prag diye bir şehir olmasaydı yaşamak isteyeceğim şehir olurdu. Bir şehir bu kadar mı mükemmel düşünülerek ve planlanarak yapılır, bu kadar mı güzel bir mimarisi olur, bu kadar mı öğrenci dolu olur. Kafanı dinlemek istiyorsan, eğlenmek istiyorsan, sosyalleşmenin zirvesine varmak istiyorsan, tarihi yaşamak istiyorsan, sevgilinle romantizm yaşamak istiyorsan, hepsi için belki de en iyisi var. Ama bana göre tek eksiği İstanbul’a, Roma’ya oranla küçük bir yer olması ve ben küçük yerlerden biraz sıkılan bir insanım, eğer ki siz değilseniz favori yeriniz olabilir.

 Vee yıldızı parlamayan Napoli.. Ne yazık ki kenar mahalleyi yakında görmüş biri olarak, Napoli beni bu özelliğiyle hiç hayrete düşürmedi. Kendimi sanki Fikirtepe, Bağcılar, Sulukule karışımı bir yerde geziyormuş gibi hissettim. Şehrin birkaç tane eski kilisesi, bazilikası kaldıysa da, insanda sanki ertesi gün yıkılır bu hissi veriyor. Aynı ülkenin 2 şehri, Roma ve Napoli, bir şehir yapılarına ne kadar iyi bakıp önemsediyse aynı oranda Napoli şehri o kadar sahip çıkmamış eserlerine. Yine karşılaştırma yaparsak, aynı ülkenin 2 şehri, Floransa ve Napoli, bir şehir ne kadar düzenli bir şekilde yapılanmışsa, diğer bir şehir aynı oranda o kadar kötü ve çarpık yapılanmış. Hani şehrin bir kısmı güzeldir diyerekten gezdik ama 3 saat zor dayandık gerçekten çok rezil bir yer. Sanırım buraya gitmenin sebebi sadece Pompeii ye yakın olması olabilir, ve damak tadınız nasıldır bilmiyorum ama yağın içinde bir pizza seviyorsanız pizzası için gidilebilir.

 Bu bölümde İtalya’da gittiğim şehirleri yüzeysel olarak sizi sıkmamaya çalışarak tanıtmaya çalıştım. Bundan sonraki bölümlerde her şehri görülmesi gereken yerleri, yemek yenecek yerleri; fotoğraf ve videolarla tanıtmaya çalışacağım.

Dikkat Çekenler: Yemekleri dışında şarabı ucuz ve çok güzeldir. İnsanı kız,erkek fark etmez güzeldir. Bizim gibi sıcak kanlılar ama medenilerdir. Şen şakrak ve bağırarak konuşan insanlardır. Değerlerine çok iyi bakmışlardır. Müzelerin bir çoğu beleş, geri kalanı ise Avrupa'nın başka ülkelerine oranla ucuzdur. Vespa en çok kullanılan araçtır ve işe giden okula giden, şık, salaş herkes bunu kullanır. Avrupa'nın geri kalanına oranla oldukça ucuzdur.

5 Ocak 2012 Perşembe

Kültür Şok! u

Kültür şoku çok olası bir şey interrail ardından, çünkü seyahat sırasında ne yazık ki ülkemizde insan gibi yaşamadığımızı anlıyoruz. Çok acımasız bir yorum gibi gelse de kulağa emin olun az bile söylüyorum.

Ülkeye ilk ayak bastığınızda anlıyorsunuz bunu, mesela birine sizin hatanız yüzünden çarptınız ve tam ağzınızdan özür dilemek geçecekken karşınızda size gülümseyerek özür dileyen birini görüyorsunuz. İşte bu şoku atlatamadan karşıya geçmek için yolun kenarına geliyorsunuz ve gelmenizle arabaların durup yol vermesi bir oluyor, siz acaba bir şey mi oldu diye salak salak bakarken bile sabırla hiçbir korna çalmadan sizi bekliyorlar. Evet, bu anlattıklarım bir ütopya değil medeniyet.
Ülkemizde insanların iç içe minibüste, metroda, metrobüste seyahat ettiklerini görürsünüz, evet bu orda da var ancak durum biraz farklı; seyahat ederken sıkışmak zorunda bile kalsalar birbirlerini rahatsız etmemek için şekilden şekle giriyorlar, size değmemek için o rahatsız konumda dakikalarca durabiliyorlar, bizdeki gibi “amaaan napıyım yer yok” demiyorlar kısacası.
Bunun yanında Paris’de karşılaştığım bir olaydan örnek vereyim; bizde dilenci olaylarını biliriz, Arena programı sayesinde hiçbirine inanmayız ve sanki hemen arka sokakta son model bir arabası varmış gibi gelir ve elimiz cebimize çoğu zaman gitmez, ancak orda durum şaşırtıcı bir şekilde farklı, aynı şeyi İtalya’da da gördüm, metroya bir dilenci biniyor ve hiçbir şey söylemeden elindeki metal kabı tutuyor, bir vagonu gezdiğinde kabı neredeyse ağzına kadar parayla doluyor ve dilenci iniyor, bir sonraki durak başka bir dilenci biniyor ve insanlar yine kabı parayla dolduruyor ve bu böyle 2-3 sefer daha devam ediyor. Gerçekten eli açık insanlar ve dayanışmaya sadece bu yolla önem vermiyorlar, aynı zamanda kimseye fark ettirmeden gün içerisinde de güzel dayanışma örnekleri sunuyorlar. Mesela Paris’te metroya binmek isteyen yoksul bir insan vardı ancak parası olmadığı için turnikelerde bekliyordu, bir Parisli adam turnikelerden çıkarken kapıdan geçmedi ve adama eliyle işaret ederek geçmesini söyledi. Yoksul adam geçtikten sonra kapı kapanmadan kendisi zorda olsa hızlıca geçti.

Bilmiyorum İstanbul’da büyük şehirde yaşadığım için mi bunları görmüyorum ama sonuçta Paris,Roma ‘da büyük metropoller.

Bunların yanında bir de kirlilik mevzusu var tabii ki, bunu da şu hikaye ile örnekleyeyim;
İlk günlerden bir gün metro bekliyordum ve hiçbir işim yoktu. Elinde bir şeyler yedikten sonra çöp tutan bir adama gözüm çarptı, elindeki çöp oldukça fazlaydı ve çevrede hiçbir çöp kutusu yoktu. Adamı takibe aldım çünkü içimden “ Evet bu adam çöpü yere atar ve bende bir Türk’ten hiçbir farkları olmadığı tezimi doğrularım” diyordum heyecanla. Metro geldi ve beraber aynı vagona bindik, adam oturdu ve eliyle koltuğun oraları kurcalıyordu, benim yüzümde küçük bir gülümseme belirdi ve heyecanla adamın eline baktım, ama hala çöp duruyordu. Daha sonra bir yaşlıya yer verdi ve bir elinde laptop çantası bir elinde de çöpleri zar zor ayakta durmaya çalışıyordu. Aniden sinirlenerek “at şunu be adam!” diyesim geldi. Uzun bir yolculuk sonunda ikimizde aynı durakta indik ve bilin bakalım ben ne yaptım? =) yolum oraya düşmemesine rağmen adamı takip ettim. Adam metronun yürüyen merdivenlerinden çıktı ve gördüğü en yakın çöp kutusuna ( metro binasının en köşesinde) dirayetli bir şekilde yürüdü ve mutlu son! Çöpü attı.

Tabii ki bizde buna yakın durumlara düşüyoruz ve çevremizde hiçbir çöp kutusu konulmadığını görünce “ ee napıyım çöp kutusu koymamışlar koysalarmış kardeşim” diyip bazen usul usul bazen “çöt!” diye yere atıyoruz.

Sakın gurbetçi dostlarımın bu durumda olmayanları bana alınmasın, benim bahsettiğim kişileri illaki onlar da görüyorlar ve utanç duyuyorlardır. Evet, sizden bahsediyorum! “ Doğduğundan beri bu medeniyet ile yaşayıp hala medeni olmayan bir insan gibi yaşamaya devam edenler.”.Çıkın artık Türk mahallenizden. Özellikle Viyana’da rastladım size. Uzaktan yere tüküren birini görüyorum ve yakınına gidiyorum bir bakıyorum ki Türkçe konuşuyor. Metroya bir grup genç giriyor ve bütün herkesi rahatsız edecek şekilde Türkçe küfür ediyorlar. Bağıra bağıra konuşan bir kız görüyorum yanına gitmeden kendimle bahse giriyorum, kesinlikle Türk olmalı, ve sonuç Türk! Metrodaki diğer insanların bir bakışı var ki konuşmasalar bile her şeyi anlatıyor tavırları. Yazık! Böylesine medeni bir insanın; Atatürk’ün, kurduğu ülkenin insanları nasıl oluyor da bu kadar yozlaşmış olabiliyor aklım almıyor. Sonuçta sen orda büyümüş olsan da annen baban Türkiye’ de yetişmiş. Hadi aileyi bıraktım hiç mi çevreye bakmıyorsun be arkadaş! Hiç mi demiyorsun “ Vay arkadaş bu insanlar niye benim gibi davranmıyor”. Ya da diyorsun ama “biz türküz böyleyiz bizi beğenmiyorlarsa onlar kaybeder” sonucuna varıyorsun. Yazık! He tabii ki şunu diyebilirsin “ arkadaş sen birkaç gün gezdin bilmiyorsun burada da bu anlattığın gibi Türk olmayan vatandaşlar var” . Evet, elbette var ama arkadaş sen kötüyü mü örnek alacak adam seçtin kendine.
Bu olaya çok tepkiliyim bunun nedeni tanıştığım her 2 yabancıdan 1 i benim Türk olduğuma inanmadı. Hepsi nereli olduğumu sorduğunda ve "Türküm" cevabını aldıklarında tepkileri neredeyse aynı oldu; "Kesinlikle dalga geçiyorsun, Türk olamazsın" . Bunun nedenini sorduğumda üzücü bir şekilde bana şu açıklamayı yaptılar; " Türkler genelde kaba, pis, ve medeniyetsiz olurlar, ama sen hiç öyle değilsin" . Ben ilk başta bunu tarih derslerinden " barbar Türkler" olarak öğrendikleri yüzünden olduğunu düşünsem de zamanla hepsinden aynı şeyi duyduğumda ve Viyana'yı gördükten sonra neden böyle söylediklerini çok iyi anladım.

Gelelim ülkemin Avrupa’ya göre güzel yanlarına, “hmm.. şeyyy” bulması oldukça zor, ama sanırım bizdeki samimiyet gezdiğim çoğu Avrupa ülkesinde yok, İtalya hariç. İtalya birçok yönden bize benzese de tek farkları medeni olmaları. Sanırım bu da azımsanamayacak kadar büyük bir fark.
Bu seyahat bitti ve evime döndüm, uçaktan İstanbul’ a indim, havalimanından tam çıkarken üzerimdeki 3 çantadan birisiyle dönmek isterken bir abiye çarptım, tam ağzımdan affedersiniz sözü çıkacaktı ki; güzel amcamın ağzında şunlar döküldü “ yavaş a.k. yavaş! ”. Evet işte o anda yüzüm düştü ve İstanbul’un bana “ Hoş geldin Aykut” dediğini duyar gibi oldum.
Hoş bulmadık İstanbul !!